Hoşgeldin Ziyaretçi, Henüz üye değil misiniz? Üye ol  
Modeller   Diyagramlar   Radar  




Hasan_iSTANBUL YAŞANMIŞ GÜZEL HATIRALARIMIZ

#21

İzlemenizi tavsiye ederim sevgili dostlar..


https://www.youtube.com/watch?v=fj_MqxWYDx0
  Beğenenler:
  • Burak1980, KardanadamEmin, snowserkan
Cevapla

#22

Herkesi Ağlatan "Siyah Pantolon" Hikayesi

https://www.youtube.com/watch?v=D5NMYRLWbog
Cevapla

#23
(Son Düzenleme: 11-19-2019, 04:48 PM, Düzenleyen: Hasan_iSTANBUL.)

Pide ve lahmacun fırınım var. Öğlen oldu mu yüzlerce kişi kapıda sıradalar. Neyse sırası gelen sipariş veriyor, ben alıyorum ücretleri kasada. Şimdi sıra küçük bir kız çocuğunda. Bir avuç bozuk para bıraktı masaya. Bir tane cantık abi dedi. Kıymalı olsun diye de ekledi. Ama 25 kuruş yok içinde. Hepsi 5-10 kuruş, bilmem ki nereden bulmuş. Hem güldüm, hem saydım. Aslında parasız vereceğim önemli değil ama o da üzülmesin diye böyle yaptım. Ama nerdeeee, yok ki yarım pide parası bile. Çok mu acıktın, geç bakalım deyip içeriye aldım. Abi ben yemeyeceğim, bunu anneme götüreceğim dedi. Yüzümdeki gülümseme o an da gitti. Dedim annen mi istedi ki? Hasta olmuş annesi, bu da çıkmış açtır annem demiş. Bize gelmiş. İçerisi müşteri dolu. Ama içimde nasıl bir duygu oldu. Nedense paket yapıp çıktık kapıdan ikimiz. Doğruca onun evine varmak bir an önce isteğimiz. Baban var mı dedim. Yok deyince bizim temizlikçi ablalardan birini aldım yanıma. Arabaya binelim mi dedim, yakın evimiz abi dedi. Ne yakını. Taaa kent meydanının arkası. Dönüşte taksi çevirdim valla. İçimden de diyorum ‘’Oğlum, düştün bir çocuğun peşine, bakalım nereye? Dilenci midir, üç kağıt mı yaptı. Dükkanı da bıraktırdı’’. Vardık evine. Bir zemin kat altında bir yere. Müsaade istedi bizim abla . Bende vardım yanına. Bir anne gördük yatak da. Ama kadın gözlerini açamamakta. Korktu bizi görünce. Kalkmak istedi, ama sanki ölüm hali var idi. Hastane de imiş. Dün gece eve gelmiş. Kanser tedavisi gördüğünden halsiz kalmış. Aldığı maaş ile bu eve sığınmış. Kocası diğer iki çocuğu alıp boşanmış. Bu ablaya da küçük kız kalmış. Pide getirdik iyide. Kadının yiyecek hali nerde? Yanımdaki bizim abla yapayım dedi bir tencere çorba. Ama ne un var ne de yağ mutfakta. Bari bir buzdolabı olsa. Doktor arkadaşımı aradım. Uğradı sağolsun. Alışveriş falan yaptık. Buzdolabını da aldık. Biraz da para bıraktık. Aaaa dükkan vardı, vallahi hiç aklıma takılmadı. Dönünce baktım ki ne hamur kalmış, ne kıyma. Satılmış vallahi de billahi de ne varsa. Sayıyorum kasayı, sanki biri gelmiş para atmış fazlaca. Okurdum, duyardım ama inanmazdım. O günden beri ben ablayı bırakmadım. Sizlere yemin ediyorum halâ akşam oldu mu fazla fazla sayıyorum. 7 gündür böyle, size anlattım ama korkuyorum da gidecek bereket diye. Ama tüm mesele, bir pideyi al git demekte değilmiş. Üşenmeyip ayağa kalkıp bir muhtacın evine gitmekmiş. Kapıya geleni kim yolladı şimdi anladım. Dün gece sabaha kadar vefat eden babamın seccadesinin üstünde ‘’Allah’ım daha çok yolla’’ diye yalvardım… 
(Alıntı)
Cevapla

#24
(Son Düzenleme: 11-20-2019, 12:12 PM, Düzenleyen: Hasan_iSTANBUL.)

Anlatmaya doyamadığım bir hikâyedir. 1987 kışıydı. Sömestr tatili yeni bitmişti.  Kös kös okula dönmüştük. Yatılı okuyanlar bilir, pazartesi ve salı akşamlarının hüznü ayrıdır. Çarşamba yarılanır ev hasreti. Perşembe yarım cumadır. Cuma hiç bitmesindir. Cumartesi eğlenirsin. Pazar akşamı Bizimkiler dizisi ve ütü kokusudur. Hüznün mayalandığı o pazar kış akşamları zihnimden hiç silinmeyecek. Bunun en kötüsüdür yarı yıl tatili dönüşü. İşte onun salısından bahsediyorum. Mutsuzluk diz boyu.

“Hadi yine iyisiniz” dedi müdür yardımcısı. “Akşam Rocky’yi izleyebilirsiniz.” Ertesi gün ödevler var ama olsun. Film harika. Ama içimiz rahat değil. Kalkık yürekle, ödev vicdan azabıyla izledik Rocky’yi ve yatağın yolunu tuttuk. Yetmezmiş gibi dışarıda nasıl bir yağmur  var, ip gibi yapıyor.

Ertesi gün sabahın yedisinde etüt sınıfını dolduran uykusuz, mutsuz bebeleriz. Can sıkıntısı almış yürümüş, ödev telaşıyla parmakların kenarı nasırlaşmış. Densiz bir oğlan vardı, koşarak girdi sınıfa: “Oğlum acayip kar yağıyor.” Kimse inanmadı tabii. Bir, o keko böyle yalanları çok söylerdi. İki, dünkü yağmurdan sonra kartopu yağsa tutmazdı. Yerler göllerle doluydu.

Okul saati yaklaştı. Birazdan gündüzlülerin servisleri okula gelmeye başlar, koridorlara sinmiş yatılı hüznünün demi azalırdı. Ama olmadı bu sefer. Ne servis sesi duyduk, ne de gündüzlü şen şakraklığı. Bu sefer bizim Alptekin girdi kahvaltı salonuna: “Oğlum dışarıda acayip bir kar var lan!” Haber kaynağı sağlam. Hemen 5N1K peşine düştük. Ne, nerede, nasıl, ne zaman, neden, kimle?!. Bahçe kapısını açar açmaz olay anlaşıldı. Ortalık kar-revandı! Öyle böyle değil. Sonradan öğrendim, İstanbul tarihinin en büyük kışlarından birinin ilk günüymüş o gün.

Nasıl çığlık çığlığayız. Kartopu savaşlarında çeyrek finale gelmemiz dört dakikamızı aldı. Kutu kola tenekesine basıp buz hokeyi provaları aldı yürüdü. Frenklerin ‘luge’, ‘skeleton’ ve ‘bobsleigh’ dedikleri kızak türlerini biz ilk o kış deneyimledik. Siyah büyük çöp poşetli ikili takımlar kaymadık eğim bırakmadı. Arkadaki yokuş alp disiplini pistine meylediyordu. Kartopunu da biatlona saysak kendi kış olimpiyatlarımızı derleyip toparlamamız bir yarım saati bulmamıştı bile. Deliler gibi eğlendik. Ellerimiz dondu. Üstümüz ıslandı ama ne gam!

Bir de üstüne okullar tatil haberi gelince artistik patinaja döndük. İkili ‘toyluplar’, ‘eksıllar’ o gün girdi ezberimize. Kıç üstü düşüp ıslanan külotların hissettirdiği buzul çağına bile aldırmıyorduk. Ta ki eve nasıl ulaşacağımız kaygısına kapılıncaya kadar. Evler arandı sabit telefondan. Ailelerin bazıları ulaştı, bazıları beklemede. Ben şanslıydım, kendimi bir arkadaşın babasının arabasına attım. Binbir zorlukla yol aldı araba. Eve varış öğleden sonra üçü bulmuştu. Yarım saatlik mesafede mola verecek kadar uzun zaman geçirmiştik. Olsundu. Artık sıcak yuva, salep, kestane huzuruna erilmişti. En azından birkaç gün.

O birkaç gün bitmek bilmedi. Çünkü o kar tatili günler sürdü. Sömestrden döndükten sadece iki gün sonra bir 15 gün daha tatil yaptı İstanbullu öğrenciler. Hatta ilk üç kapanan sadece okullar değildi, hayat tatil oldu İstanbul’da. Televizyonlar hafta içi yayın yapmazlarken özel yayına geçtiler. O günlerde izledik Smith ve Jones’u.

Fenerbahçe Stadı’nın önünde dörtlü kızak yarışmamızı hatırlıyorum mesela. Kar yağışı altında kaybolan arabaları. Tam eridi gitti derken yeniden bastıran tipileri. Slalomun efsane ismi Alberto Tomba’ya özenişimizi.

Büyüyünce azaldı bu heves ve kar tutkusu. Çünkü onca yoksulluk varken kar sevmek pek olmuyordu. Onur Büyükgönenç’in “Dışarıda Kar Yağıyor” şarkısı kulaklardan silinmiyordu. Yüksek sesle kara bayılıyorum diyebilmek için ya vicdansız, ya da 15 yaşı doldurmamış olmak gerekiyordu.

Yine de gizli gizli sevmekten kendimi alıkoyamadım. Kış sporlarını da sanırım sırf bu yüzden kolluyorum. Şimdilerde güzel kar örtüsü görebilmenin en kestirme yolu onlar zaten. Küresel ısınma sağ olsun, İstanbul’da pencereden kar görmeyeli bile çok oluyor hiçbir şey eskisi gibi değil artık içimden geçen sadece özledik seni 1987 demek geliyor başkada bir şey değil... 
Alıntıdır...
Cevapla

#25

Oguzhan Kadıoglu

UZUN HİKAYE !...

1 Aralık 2019 Pazar günü sabah namazında Cihannüma İstanbul teşkilatımızın her ay başka bir ilçede sabah namazında buluşmaları kapsamında Sarıyer Tarabya Camiindeydik. Sarıyer Müftülüğünün katkılarıyla Kuran ziyafetiyle, sohbetle ve duayla taçlandırılmış muhteşem atmosferin sıradışı bir misafiri vardı.
Program sunucusu kendisini anons ettiğinde cemaat şaşırdı.
Kürsüye davet edilen kişi 33 yaşında, 17 yıl bağımlı olarak yaşamış Fatih isimli bir gençti.
Selam vererek başladı konuşmasına.
Nasıl bağımlı olduğunu, neler yaşadığını anlattı.
Anne ve babasının öldüğünü bile anlamadığını, evlendiğini ama iki çocuğuyla eşinin kendisini terk ettiğini, iki buçuk yıl bila istisna dışarıda yaşadığını anlattı.
İntihar etmeyi çok düşündüğünü ancak annesinin küçükken soba başında anlattığı ‘evladım Allah iki şeyi affetmez, biri kendisine şirk koşanı, diğeri de intihar edeni’ sözünün aklına geldiğini düşünerek yapmadığını yapamadığını söyledi.
Anlattıkça cemaatin gözleri faltaşı gibi açıldı.
Aranızda benim gibi bağımlı 20 arkadaşım var deyince cemaat biraz şaşkın, biraz ürkek sağına soluna baktı gayrı ihtiyari...
Ama o 20 kişiyi ayırt edemedi, edemezdi...
Çünkü hepsi namaza gelmiş ve namazın, zikirin ve Kuranı Kerim’in manevi iklimiyle meşguldü...

Sonra hikayesine devam etti Fatih...
Bir gün ışıklarda duran arabalardan para isterken arkadaşımın annesi olan bir hanımefendi –Fatih sen misin dedi? Ben tanımadığım halde yakınlık kurup, daha fazla parasını alabilmek düşüncesiyle evet benim dedim. (Bu arada 300-400 TL’sini de aldım.) Bana yardımcı olmak istediğini söyledi, beni o esnada Çin’de bulunan arkadaşımla görüntülü olarak görüştürdü ve hastaneye
götürdüler. Götürdükleri hiçbir hastane beni kabul etmedi, çünkü doktorlar benden ümidi kesmişler ve kendi hastanelerinde ölmemi istemiyorlardı. Sonunda BAYDER (Bağımsız Yaşam Derneği) beni kabul etti. Ölecekse de burada ölsün, hiç değilse kefenler, defnederiz demişler.

Orada olmanın benim için çok büyük anlamları vardı; birincisi çatısı olan bir yerde yatacaktım, ikincisi karnımı sıcak bir aşla doyuracaktım, üçüncüsü ise banyo yapabilecektim. Bunların bizim için ne anlama geldiğini bilemezsiniz.

Hamdolsun tedavi sürecim iyi gitti, bağımlılıktan kurtuldum ve şu anda bu derneğin bir gönüllüsü olarak bağımlıların rehabilitasyonunda görev alıyorum.
Sizlerle beraber namaz kılan ve şu anda aranızda bulunan 20 arkadaşım da aynı durumda.

Anlattı, anlattı, anlattı.
Cemaat şoka girmişti.
Sözlerini tamamladıktan sonra, dua ve musafahalaşma yapılırken bütün cemaat bu hikayeyi konuşuyordu.
Namazı müteakip TÜGVA Sarıyer İlçe merkezine geçtik. İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu, Cihannüma ve TÜGVA yöneticileri ile o yirmi genci ağırladık.
İsimleri Ali, Hasan, Mehmet, Muhammet...
Herbirisinin farklı bir hikayesi var.
Kuran Kursu okumuş olanı da, Hafız olanı da, MGV’li olanı da...
İstanbul’da bulunanı da, Anadolu’dan geleni de, Hollanda’dan geleni de...
Zengin olanı da, fakir olanı da...
50 yaşındaki ressam, 37 yaşındaki elektronikçi, bayan kuaförü, avukat katibi...
Adeta beynimiz dumura uğruyordu hikayeleri dinledikçe...
Aileler konudan haberdar olduğunda 3-4 yıl geçmiş oluyormuş.
Bu konuda en büyük yanılgı ebeveynler için; ‘benim çocuğum yapmaz’, kullananlar içinse; ‘istediğim zaman bırakabilirim.’

Dinleyicilerden biri şöyle bir soru sordu;
-Sokakta giderken bizden para isteyen bir bağımlı geldi, ne yapmalıyız?
-İşte bütün mesele bu, bu sorunun cevabı yok... Bu sorunun cevabı doğru bir şekilde verildiğinde sorun çözülme sürecine girmiş olur. Ama sakın para vermeyin, çünkü gidip madde alacaktır. Karnını doyurun, hamama götürün, iç çamaşırı alın, ama sakın para vermeyin...

Derken sözü 38 yaşındaki Yücel Kuran aldı;
Herşeyimi kaybettim, 19 tane minibüsüm vardı, onlarca çalışanım vardı şimdi hiçbir şeyim yok.
3 yıl sokaklarda yaşadım. Sokaklarda yaşayanları sokak köpekleri sahiplenirmiş, beni de bir köpek sahiplendi. Kendim için insanlardan birşey istemek izzetinefsime dokunuyordu, köpeğe diye lokantalardan yemek artıklarını alıyor, köpeğimle beraber Bakırköy Devlet Hastanesinin bahçesinin bir köşesinde kendimize mekan tuttuğumuz yerde yiyorduk. Saat 17.00 olunca hastanenin kapıları kapatılır, bizi de dışarı atarlardı. Bazen belediye ekipleri köpekleri toplardı, nereye götürüyorsunuz diye sorardık, öldüreceklerinden endişe ederdik. Hayvan barınağına diye cevap verirlerdi. Hayvan barınağına...
Ya biz ne olacaktık, eşrefi mahlukat olan insan...?

Ve can alıcı hususlara temas ederek bizleri derin düşüncelere sevk etti.
-Şimdi bizi dikkatle, merakla dinliyorsunuz ve üzülüyorsunuz.
Buradan çıkınca ne olacak biliyor musunuz?
Unutacak ve normal hayatınıza devam edeceksiniz.
Birşeyler yapın abilerim, birşeyler.
Bizler çok şükür bir yer bulduk, elimizden tutan, sahip çıkanımız oldu, ya bulamayanlar, ya hala dışarıda yaşayanlar ne olacak?

Ben dört tane kitap yazdım, bir tanesi basıldı ve dernek yararına satışa konuldu, benim elimden bu geliyor, sizin elinizden daha fazlası gelebilir...

Akıl olmazların zoru içinde,
Üstüste sorular soru içinde...

Hülasa dostlar...
Hikaye uzun..
Rıza Yorulmaz /Cihannüma Derneği
  Beğenenler:
  • bokers36, Burak1980, Captmehmet, gececi, Poyraz, snowserkan, Xooner
Cevapla

#26

https://www.youtube.com/watch?v=4IR2j1TWqsk

Çok güzel demiş dedem yüreğine sağlık, Rabbim hayırlı ömürler nasip eylesin, cemi cümlemizi kimseye muhtaç bırakmadan emanetini alsın inşaAllah. Aleyküm Selam ve rahmetullahi ve berekatühü..
  Beğenenler:
  • adakar, Burak1980, Enginist, gececi, snowserkan
Cevapla





Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi